Pazartesi, Mayıs 20, 2019

SUDAN ÇALIŞTAY RAPORU

Raportör: Doç. Dr. Ahmet Hamdi Topal

1 Ocak 1956’da bağımsızlığına kavuşan Sudan, bağımsızlıktan bu yana bir iç mücadele alanı olmuş, kurulduğu tarihten itibaren kısa bir süre hariç olmak üzere (1972-1983) iç savaşlara sahne olmuştur.

Bağımsızlıktan sonra zincirleme darbelerle boğuşan ve bir türlü istikrara kavuşamayan Sudan’da Tuğgeneral El Beşir 1989’da yaptığı darbeyle yönetimi ele geçirmiştir. Darbenin ardından El Beşir Devlet Başkanı olmuş ve ilk amacının güneydeki çatışmaları sona erdirmek olduğunu ifade etmiştir. Ancak halen Devlet Başkanı olan El-Beşir döneminde Güney Sudan’ın ülkeden ayrılarak bağımsızlığını kazanmasına engel olunamadığı gibi siyahi Müslümanların yaşadığı Darfur Bölgesinde çok ciddi çatışmalar yaşanmış ve sayısız insan hakları ihlalleri gerçekleştirilmiştir.

Ülkede yaşanan çatışmalar temelde “Araplık” ve “Afrikalılık” ekseninde sürmüş ve ciddi anlamda insan hakları ihlallerine neden olmuştur. Yaşanan bu iç çatışmalar neticesinde Afrika asıllı güneyliler ülkeyi ikiye bölmüş ve bağımsızlıklarını elde etmişlerdir. Ancak ülke ikiye bölünse de özellikle de sınır bölgelerinde yaşanan sorunlar ve bunların doğurduğu insan hakları ihlalleri hala devam ettiği görülmektedir. Bu anlamda halen Sudan’da insan hakları ihlalleri bakımından asıl sıkıntılı bölge Darfur olduğu görülmektedir.

Darfur’da olaylar Şubat 2003’te başladıysa da aslında olayların tarihi, kültürel ve etnik bir temele sahip olduğu görülmektedir. Yaklaşık olarak altı milyon nüfusu olan Batı Sudan’daki Darfur bölgesinde iki büyük etnik grup yaşamaktadır. Arap ve siyahî kökenli Sudanlılardan oluşan bu iki grubun da sünni müslüman olması, bu iki toplum arasında evlilikleri kolaylaştırmış ve bu durum her iki etnik grup arasındaki farklılıkları kısmen de olsa zamanla ortadan kaldırmıştır. Bununla birlikte Darfur’da uzun süredir zaten kıt olan kaynaklar üzerinde yaşanan rekabet gerilimi artıran önemli bir faktör olmuştur. Ancak özellikle 1980’li yıllardan itibaren Darfur bölgesinde yaşayan siyahî kabilelere mensup kişilere uygulanan sistematik ayrımcılık, bölgedeki kabileler arasında merkezi hükümete yönelik tepkileri artmıştır. Bunun sonucu olarak Darfur’daki yıllarca süren baskı ve düşük yoğunluklu çatışmaların ardından isyancı gruplar merkezi hükümete karşı ayanlanmışlardır. Ayaklanma karşısında merkezi hükümet, gerek ayaklanmayı önleyebilmek gerekse Sudan’ın güneyinde etkili olan ayrılıkçı grupların Darfur’da etkili olmasını önlemek için sert tedbirler almış ve Cancavid olarak bilinen yerel milisleri silahlandırarak desteklemiştir. Söz konusu milis kuvvetleri, hükümetin kendilerine destek vermesinin de verdiği cesaretle toplu katliamlar gerçekleştirmiş, yaygın insan hakları ihlallerinde bulunmuşlardır. Özellikle 2003’ten sonra sivillere yönelik artan şiddet sonucu on binlerce insan öldürüldüğü ifade edilmektedir. Yaşanan bu ihlaller karşısında 2004 yılında Güvenlik Konseyinin isteğiyle Darfur’da gerçekleştirilen uluslararası hukuk ihlallerinin araştırılması amacıyla bir Soruşturma Komisyonu kurulmuştur. Söz konusu Komisyon tarafından hazırlanan raporda; Sudan Hükümeti ile yerel milislerin ayrım gözetmeksizin sivillere yönelik saldırılarda bulunduğu, işkence yaptıkları, köyleri yol ettikleri, ırza tecavüz başta olmak üzere sivillere yönelik cinsel şiddet uyguladıkları, yağma yaptıkları ve bölgede yaşayan kabileleri zorla yerinden ettikleri ifade edilmiştir.

Öte yandan Darfur’daki sorunun sadece bölgeye has dinamiklerden kaynaklanmadığı, dış faktörlerin de çatışmaların başlaması ve devamında etkili olduğu görülmektedir. Darfur’daki olayların yerleşik-göçebe mücadelesi olduğu genel kabul görse de petrol bulunan sahaların kontrolünün ele geçirilmesi de yaşanan olaylarda önemli bir etkendir. Bilindiği üzere Afrika’daki en büyük devlet olan Sudan’ın temel gelir kaynağını petrol oluşturmaktadır. Güney Sudan örneğinde olduğu gibi yapılacak bir referandum ile Darfur’un bağımsızlığını elde etmesi veya merkezden ayrılmış bir özerk bölge oluşması halinde Sudan’ın petrol gelirleri azalacaktır. Hükümetin petrol gelirleri azalacak ve kurulacak yeni bölgesel hükümet eliyle petrol imtiyazlarının batılı şirketlere verilmesi gündeme gelebilecektir. Dolayısıyla Darfur’da yaşanan sorunların aynı zamanda petrol kaynakları üzerinde bir paylaşım kavgası olduğu değerlendirilmektedir. Benzer şekilde her ne kadar Güney Sudan’daki savaşın temelinde bölgede yaşayanların Hıristiyan ve Anemist yerliler olması gösterilse de, güneyde zengin petrol yataklarının bulunması çatışmaların asıl sebebi olarak ileri sürülmektedir. Sonuç olarak uluslararası ilişkilerde devletlerden özel şirketlere kadar değişen aktörler Sudan’ı adeta bir çatışma sahnesi haline getirmişlerdir. Pek çok devlet Darfur’a barış getirme adı altında petrolden pay kapmaya çalışmaktadır.

Diğer yandan Sudan Hükümeti, görünüm olarak İslami bir kimliği temsil etmektedir. Şeriat esaslarına göre idare edildiği belirtilen Sudan’da Darfur sorununa çözüm bulunmaması, uluslararası alanda İslamiyetin hedef konumuna getirilmesine açık kapı bırakmaktadır. Darfur’da yaşananlar Sudan Hükümeti tarafından yürütülen bir faaliyet olarak görünmekte ve batılı devletlerce devamlı gündeme getirilmekte ve batı dünyasında giderek gelişen İslamofobinin de etkisiyle Müslümanlara karşı güçlenen nefret söylemini besleyen bir unsur olarak kullanılmaktadır. Bu sebeple gerek İslam ülkelerinin gerekse İslam ülkelerindeki sivil toplum kuruluşlarının devam eden iç savaşın sonlandırılması için gereken duyarlılığı göstermeleri ve aktif tavır takınmaları gerekmektedir. Bu kapsamda Türkiye, Sudan Hükümeti ile isyancı gruplar arasındaki görüşmelerde arabuluculuk rolü dâhil etkin bir rol üstlenebilir.

Son olarak başta Darfur olmak üzere Sudan’da yaşanan çatışma ve iç savaşın sonlandırılması amacıyla tüm silahlı grupları ve özellikle Darfur halkını temsil eden temsilcilerin üzerinde anlaşmaya vardığı kapsamlı bir mutabakat sağlanarak çatışmalara sebep olan temel sorunları kalıcı bir şekilde çözüme kavuşturan bir siyasi anlaşmanın yolları araştırılmalıdır. Bu kapsamda;

1-İç savaşa bir son verebilmek için çabalar artırılmalı ve sivillerin korunması için gereken tedbirlerin alınması, çatışma yaşanmakta olan bölgelerde ateşkes ve barış süreçlerinin desteklenmesi,

2-Çatışmalarda mağdur olan sivillerin insani ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için yardım kuruluşlarının ve sağlık örgütlerinin çalışmalarına izin verilmesi,

3-Yerinden edilenlerin ve mültecilerin evlerine dönebilecekleri güvenli bir ortam sağlanması ve bu kişilerin yerlerine yerleşenler için başka yerleşim alanları tespit edilmesi gereken adımların atılması,

4-Darfur’da yaşanan insanlık dramının ve hak ihlallerinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılabilmesi için bağımsız ve tarafsız gözlemcilerin yerinde araştırma ve inceleme yapması,

5-Gerçekleştirilen insan hakları ve uluslararası hukuk ihlalleri soruşturularak sorumluların adil bir şekilde yargılanması yoluna gidilmesi gerekmektedir.