BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ 94-CASE DAVASI

0
183
U H U B

ULUSLARARASI HUKUKÇULAR BİRLİĞİ
International Jurists Union

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ’NDE 94-CASE OLARAK BİLİNEN DAVA HAKKINDA
RAPOR

GİRİŞ VE RAPORUN AMACI

Günümüz dünyasında hak ihlalleri artarak devam etmektedir. Hukuk düzeninin en fazla önem verdiği ve koruduğu hayat hakkı dahi ihlal edilmekte şu veya bu gerekçelerle toplu katliamlar yapılmaktadır. Toplu ihlaller belki de en fazla içinde yaşadığımız çağda yaşanmaktadır. Zira “20. Yüzyılın son elli yılında dünyanın çeşitli yerlerinde 250 den fazla silahlı uyuşmazlık görüldü; çoğunluğu kadın ve çocuklar olan 86 milyondan fazla sivil bu çatışmalarda yaşamını yitirdi; 170 milyonu aşkın kişi temel haklarından mülkiyetinden yoksun kaldı.”[1]
Üzücüdür ki bu ihlaller İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, İşkenceye Karşı Uluslararası Sözleşme, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve bunlar gibi uluslararası sözleşmelere, Birleşmiş Milletler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi uluslararası örgütlere rağmen devam etmektedir. İnsan Hakları ihlallerini engelleyici mekanizmaların yetersizliği sivil toplum kuruluşlarını ve duyarlı şahısları harekete geçirmiştir.

Sivil toplum kuruluşlarının her ne kadar hak ihlallerini önleme gücü yok ise de hak ihlallerini gündeme getirmesiyle bir taraftan insanlık vicdanını harekete geçirebilmek bir taraftan da yeni uluslararası mekanizmaların oluşmasına zemin hazırlamak açısından önemi son derece açıktır.

Bu bağlamda kurulan Uluslararası Hukukçular Birliği, Türkiye’de faaliyetlerine başlamıştır. 32 farklı ülkeden hukukçu ve fikir adamlarının bir araya gelerek kurduğu Uluslararası Hukukçular Birliği hukukun üstünlüğü, adaletin tesisi, dünya barışı ve istikrar ortamının gerçekleşmesi, hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması, insan hakları bilincinin gelişip yerleşmesi için çalışmalarına devam etmektedir. Uluslararası Hukukçular Birliği tüzüğü gereği, dünyanın pek çok yerindeki hak ihlallerine karşı çalışmalar yapmak suretiyle uluslararası bir adalet anlayışının sağlanmasına katkıda bulunmaktadır.

Uluslararası Hukukçular Birliği, tamamı Birleşik Arap Emirliği vatandaşı olan ve sivil inisiyatif niteliğinde olan Islaha Davet Cemiyeti üyesi ve yöneticileri hakkında açılan davaya ilişkin iddiaları yerinde incelemek, tüm tarafları dinlemek ve bilgi almak, var ise hak ihlallerini tespit etmek amacıyla bir çalışma başlatmıştır. Bu amaçla Birleşik Arap Emirliği Büyükelçiliği ve İstanbul Başkonsolosluğuna başvurarak Birleşik Arap Emirliği Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Baş Savcı ve sanıklarla görüşme isteğini iletmiştir.  Ancak hükümet yetkilileri ile görüşme isteğimize cevap verilmemiştir. Abu Dabi’de 4 ve 18 Mart 2013 tarihlerinde yapılan duruşmaları izleme talebimiz de kabul edilmemiştir.

Duruşmayı izlemek ve mümkün olursa sanıklarla görüşmek üzere 3-5 Mart 2013 tarihlerinde Abu Dabi’ye bir heyet olarak gidilmiştir. Kolluk kuvvetleri heyetimizi ve başka ülkelerden gelen sivil toplum kuruluşu temsilcilerini mahkemeye yaklaştırmamış, Mahkeme binasından 300 metre mesafe uzaklığa çıkmamız istenmiştir. Hatta heyetimizi ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerini mahkeme binasından uzaklaştırmakla yetinilmemiş 3 kişi bir arada bulunmamız halinde gözaltına alacakları şeklinde uyarı yapılmıştır. Yapılan uyarı üzerine heyetimiz mezkûr yerden uzaklaşmak zorunda kalmıştır.
Bir kısım sanıkların avukatı ve yakınları ile görüşme yapılmıştır. Birçok sanık yakınının bizlerle görüşürken dahi tedirgin ve korku içinde oldukları müşahede edilmiştir.
Yetkililer ve sanıklarla görüşme yapılıp, duruşmanın izlenmesi için Adalet Bakanlığına gidilerek yazılı talepte bulunulmuştur. Talebimiz Adalet Bakanı yardımcısına şifahen de iletilmiştir. Adalet Bakan yardımcısı duruşmayı izleme hususunda mahkemenin karar vereceğini beyan etmiştir. Bunun üzerine ayrıca mahkemeye başvuru yapılmış ise de her hangi bir sonuç alınamamıştır.
Birleşik Arap Emirlikleri “Federal Yüksek Güvenlik Mahkemesi”nde yapılan yargılama, heyetimizce izlenemediği için Mahkemenin muhakeme anındaki uygulamaları görülememiş, duruşmayı izleyebilen sanık yakınları ve avukatlarının görüşleri alınabilmiştir. Bunun dışında hükümet yetkililerinin ve mahkeme heyetinin görüşleri alınamamıştır.
Sanıklar hakkında; gözaltına alma, yargı önüne çıkarma, hakkındaki suçlamaları öğrenme, gözaltı ve cezaevi şartları, hücre uygulamaları sonucu yaşam tehlikesi geçirenlerin yaşadıkları, sanık yakınlarına ve avukatlarına baskı iddiaları yönünde yapılan tespitler çerçevesinde bu raporumuz hazırlanmıştır.

Bu raporla; Eylül 2000 tarihli “İşkencenin Önlenmesine Dair Sözleşme”yi kabul ederek onaylayan Birleşik Arap Emirliklerinde, var ise;
•     Adil yargılanmaya ilişkin hak ihlallerinin tespiti,
•    İnsan onuru ile bağdaşmayan uygulamaların giderilmesi,
•    İnsan haklarına asgari riayetin sağlanması,
•    Cezaların şahsiliği prensibine riayet edilmesi,
•    Yargılamanın uluslararası standartlara uygun bir şekilde yapılmasının sağlanması, amaçlanmıştır.

BİRİNCİ KISIM
ISLAHA DAVET CEMİYETİ’NİN KURULUŞU VE OPERASYON GEREKÇESİNE DAİR İDDİALAR

BİRİNCİ BÖLÜM
CEMİYETİN HUKUKSAL KONUMU

Islaha Davet Cemiyeti 1975 yılında devletin izni ile kurulmuş esas itibariyle bir yardım ve sosyal hizmetler sunan kuruluşudur. Birleşik Arap Emirliklerinde yardımlaşma ve sosyal hizmetler sunumunda kurulmuş iki kuruluştan biridir. Birleşik Arap Emirlikleri üst düzey yöneticilerinin cemiyetin birçok sosyal toplantısına katıldığı da bilinmektedir. Cemiyetin Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Kuveyt’te faaliyette bulunduğu bildirilmektedir. Bahreyn’de 1940’da, Kuveyt’te 1960’da, Birleşik Arap Emirlikleri’nde de 1975’de kurulmuştur. Birleşik Arap Emirlikleri’nde ikinci büyük hayır kuruluşu olarak bilinmektedir. Islaha Davet Cemiyeti’nin Birleşik Arap Emirlikleri’nde Acman, Fuceyra, Dubai, Rasul Hayme’de şubelerinin olduğu bildirilmiştir.

İKİNCİ BÖLÜM
ISLAH CEMİYETİ TUTUKLULARININ İDDİALARI

Bu cemiyetin üyelerinin tamamı, Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan akademisyenler ve üst düzeyde yetkililerden oluştuğu herkesçe bilinen bir husustur. Bu kişilerin, hükümete karşı ne şiddet yoluyla, ne de siyasi yol ile bir mücadelesinin olmadığı bilinmesine rağmen, hükümet cephesinden bu kuruluşa karşı çok büyük bir operasyon başlatılarak önce “itibarsızlaştırma”, sonra da “hukuk dışı uygulamalarla tutuklama” politikası izlendiği ileri sürülmüştür. Cemiyet üyeleri; bulundukları saygın konumlarından, aşağılanan ve sürekli tahkir ve tezyif edilen “tutuklu sanık” durumuna düşürüldüklerini ileri sürmüşlerdir.
Nihayet bir yılın sonunda, biraz da çevre baskısı ile bu şahıslar için özel bir Mahkeme kurulmak suretiyle, yargılamalarına başlandığı ileri sürülmüştür.
Heyetimiz, kendisine bu iddialar ile yapılan başvuruyu dikkate alarak yerinde inceleme yapmak üzere iki ayrı heyeti, Birleşik Arap Emirlikleri’ne göndermiştir.

İKİNCİ KISIM
CEMİYET ÜYELERİNE ATILI SUÇLAR, TUTUKLAMA VE YARGILAMA AŞAMASI

BİRİNCİ BÖLÜM
YARGILAMAYI YAPAN MAHKEMENİN ÖZEL OLARAK BU DAVA İÇİN KURULDUĞU İDDİASI

Sanıkların yargılandığı “Federal Yüksek Güvenlik Mahkemesi”nin Islaha Davet Cemiyeti mensuplarını yargılamak için özel olarak kurulduğu ifade edilmiştir. Zira bu mahkeme daha önceden yoktur. Bu nedenle sanık yakınları arasında, yargılayacağı sanıkların mensup olduğu cemiyetin adına ithafen bu mahkeme “Islah Mahkemesi” olarak isimlendirilmektedir.
Davanın görüldüğü mahkeme binasının yapımı gözaltılar üzerine başladığı ve altı ayda 400 kişilik mahkeme binası inşa edildiği belirtilmiştir. Yargılama başlamadan önce savunma avukatlarının mahkeme salonuna girdikleri zaman “bu salon mahkemeye değil emniyete aittir” diye ikaz edildiği ifade edilmiştir.
Mahkemenin bu sanıklar için özel olarak kurulmuş olması “tabii hâkim ilkesi”, “mahkemenin tarafsızlığı”, “mahkemenin bağımsızlığı” gibi ceza usul hukukun en temel ilkelerini daha yargılama başlamadan ihlal etmek anlamına gelmektedir.

İKİNCİ BÖLÜM
BAE ’NDE ARAŞTIRMALARIMIZ NETİCESİ ORTAYA ÇIKAN DURUMLAR

•    YARGILAMANIN POLİTİK NEDENLERLE GERÇEKLEŞTİRİLDİĞİ İDDİASI

Birleşik Arap Emirlikleri’nde seçmen olma hakkını haiz 20 bin kişi tarafından seçilen bir danışma meclisi vardır. Son söz yine emire aittir.  Resmi olarak 1975’te kurulan Islaha Davet Cemiyeti, mevcut sistemin demokratik olmadığını, bütün vatandaşların seçmen olma hakkına sahip olması ve yasama yetkisini elinde bulunduran bir meclis kurulması gerektiğini talep etmektedir.
Birleşik Arap Emirlikleri’nde özellikle güçlü ülkelerin tabiiyetinde olan kişilerin özgür, fakat yerli Arapların hiç bir hukuk güvenliğinin bulunmadığı ifade edilmektedir. Yapılan baskılar nedeniyle siyaset yapmanın fiilen yasak olduğu ifade edilmektedir. Özellikle resmi görev ifa edenlerin siyasete ilişkin beyanlarının dahi işini kaybetmesine sebep olduğu ifade edilmektedir.
Abu Dabi de kurulan Federal Yüksek Güvenlik Mahkemesi’nde yapılan yargılamanın sanıkları 1975 yılında devletin izni ile kurulmuş Islaha Davet Cemiyeti isimli sivil toplum kuruluşunun yöneticileri, üyeleri ve kadın kolları mensuplarıdır.
Sanıklara isnat edilen suç Birleşik Arap Emirlikleri’nde var olan düzeni değiştirmeye yönelik örgüt kurma iddiasıdır.
Yargılananların birçoğu 3 Mart 2011 tarihinde Birleşik Arap Emirliği vatandaşı aydınlar tarafından yayımlanan deklarasyona imza atan kişilerden oluşmaktadır. Bu deklarasyon da mevcut yönetim övülmüş, takdir edilmiş bununla birlikte Birleşik Arap Emirliklerinde;
•    Bütün üyeleri demokratik seçimle gelen bir milli meclis oluşturulması,
•    Seçimle gelecek Milli Meclisin anayasa ve kanun yapma yetkisine sahip olması,  talep edilmiştir.

Yapılan incelemeler ve görüşmelerde bu taleplerin yönetimde ciddi bir rahatsızlık ve endişe oluşturduğu kanaatine ulaşılmıştır. 3 Mart 2011’de deklare edilen bu yöndeki istek, yönetimce isyan suçu olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Deklarasyona imza atan 400 kişinin hepsi eğitimli, devlet yönetiminde ya da kamuda görev sahibi insanlar olmasına karşın bunların birçoğu ya tutuklu ya da bulunduğu makamda gözetim altında tutulmaktadır. Deklarasyonu imzalayanların birçoğu mezkûr davanın sanıkları haline gelmiştir. Sanıklara isnat edilen somut suçlamalara rastlanmamıştır. Özellikle Mısır’da gelişen olaylar ve iktidar değişikliği sonrası oluşan endişe ile bu yargılamaların başlatıldığı iddiası güç kazanmaktadır. Bazı sanıklara emniyet güçlerinin   “Mısırlı Müslüman Kardeşler grubundan etkilendiklerine dair beyanda bulunması suçunu bu şekilde itiraf etmesi halinde kendisine yardımcı olunacağı ve farklı davranılacağı” yönündeki vaatler dikkat çekici bulunmuştur.
Ortada tek müşahhas belge,  aydınlar tarafından yayımlanan demokratik ve denetlenebilir bir yönetim arzusuna ilişkin deklarasyondur. Bunun dışında suçlamaya ilişkin somut bir delile ulaşılamamıştır. Dolayısıyla söz konusu davanın, Birleşik Arap Emirlikleri’nde muhalif düşünce mensuplarının yönetim tarafından sindirilmek üzere politik amaçlarla açıldığı ve sürdürüldüğü iddialarına neden olmaktadır.
Bu gözaltı ve tutuklamaların “Hükümete karşı ayaklanmaya davet eden silahlı yâda silahsız kişilerin cezalandırılacağına” dair ceza yasasında yapılan değişiklik sonrası başlatılması; mevzuatı fiili duruma uydurup bu şekilde soruşturmanın siyasi amaçlarla yapıldığı tezini desteklemektedir.
Sultan bin Kasım’ın bir radyo konuşmasında davanın tutukluları ile ilgili olarak “bunları terbiye ediyoruz” şeklindeki açıklaması, davanın siyasi saiklerle açıldığı tezine destek verir niteliktedir. Ayrıca Rasul Hayme yöneticilerinin tutuklular aleyhine konuşmaları da davanın siyasi amaçlı olduğu iddialarını desteklemektedir.
Bir kısım yabancı ülke büyükelçilikleri ile yapılan görüşmelerde emniyet görevlilerince büyükelçilerinde yanıltılarak “tutuklu sanıkların Mısır vatandaşı olduğuna dair yanlış bilgiler” verildiği görülmüştür. Bu şekilde sanıkların Mısır olaylarından etkilendikleri imajı oluşturulmaya çalışılmıştır.
Yargılananların 1975 yılında hükümetin izni ile kurulan yardım kuruluşunda faaliyet göstermeleri, toplumda etkin ve saygın görevlerde bulunmaları, entelektüel birikime sahip olmaları da dikkat çekici bulunmuştur.
Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki siyasi sıkıntının temelinde kurum ve kuralları ile işleyen bir devlet olamamanın yattığı söylenmektedir. Bu düşüncede olanlara göre; ülkeyi yönetenlerin görev tanımı bulunmamaktadır. Tutukluların her hangi bir aşırılıklarının bulunmamasına karşın bu davanın açılması ve tutuklamaların yapılmasında yönetimin siyaseten eleştirilmesinin etkili olduğu düşünülmektedir. Bu davaların açılması ve tutuklamaların Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde meydana gelen yönetim değişiklikleri sonrasına rast gelmesi dikkat çekici bulunmuştur.
Tutuklular, bu soruşturmanın evveliyatının 2007 yılına dayandığını düşünmektedirler. 2007 yılından itibaren Birleşik Arap Emirlikleri’nde provokasyonların başladığı kanaati vardır. Özellikle Suudi Arabistan’dan gelen bazı kişilerin Birleşik Arap Emirlikleri’nde açtıkları “Araştırma Merkezi”  isimli grubun bu provokasyonun öncüleri olduğu ifade edilmektedir. Bu grubun Mısır’da faaliyet gösteren ve şu anda da iktidarda bulunan “İhvanı Müslimin” isimli siyasi parti hakkında olumsuz ithamlarda bulunduğu ifade edilmektedir. O tarihe kadar tutukluların faaliyet gösterdiği cemiyete “ıslaha davet” ismi kullanılmakta iken ithamlardan sonra, Islaha Davet Cemiyetinin “İhvanı Müslimin”  olarak nitelendirilmeye başlandığı söylenmektedir. Anılan Araştırma Merkezi isimli oluşumun, İhvanı Müslim”in siyasi partisi aleyhine bülten yayımladıkları, Islaha Davet Cemiyetinin yöneticilere yönelik birçok haklı eleştirisini de “siyaset yapmak” diye nitelendirip suç olarak gösterdikleri ifade edilmiştir. Vergi alımındaki adaletsizlikleri eleştirmek dahi siyaset yapmak ve suç olarak nitelendirilmiştir.
Bir tutuklunun beyanına göre; soruşturmayı yürüten Savcı, ifadesi alınan sanıklar hakkında “… 35 senedir okullarda üstün zekâlı çocukları eğittikleri, onları yaz kamplarına ve Umreye götürdükleri, bunların üst düzey yönetici olsunlar diye hazırlık yaptıkları,   bu şekilde devletin tüm organlarına hâkim olacaklar” şeklinde iddiada bulunduğu belirtilmiştir.
Tutuklu yakınlarının belirttiklerine göre, tutuklulara üstü örtülü yöneltilen suçlama, “Bunlar gelince aşiret sistemi gidecek, dolayısıyla hükümet düşecek” iddiasıdır. Bu iddialar “ tutukluluk incelemesi” esnasında açıkça söylenmiştir. Tutuklu yargılanan 61 kişinin bu söylemi bizzat işittiği ifade edilmiştir.
Islaha Davet Cemiyeti mensupları, üye oldukları sivil toplum kuruluşunun kurulduğu günden bu yana her hangi bir suç işlemediği, bu gün Birleşik Arap Emirlikleri’nde “İslami bilinçlenmeyi temsil ettikleri için hedef seçildikleri” kanaatini taşımaktadırlar.
3 Mart 2011 tarihli bildiriyi imzalayanlar hakkında, bu tarihten tam iki yıl sonra 4 Mart 2013’te davanın açılması bu davanın adeta imzalanan bildirinin rövanşı olduğu iddialarına sebep olmuştur.
Mısır eski ve devrik cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in 1994 de Birleşik Arap Emirlikleri ne geldiğinde Islah Hareketi mensuplarını kast ederek “bunlara prim vermeyin” demesi üzerine siyasi baskıların ve hak ihlallerinin başladığı ifade edilmiştir. Dubai hükümetinin ıslahat hareketini kapattığı, derneğin gayrimenkullerini eğlence ve düğün yeri olarak kullandırmaya başladığı ifade edilmiştir. Bu şekilde mülkiyet hakkı da hukuka aykırı olarak ihlal edilmiştir.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin bütçesinin 10 milyar Dolar olduğu bu bütçenin petrol geliri ile mütenasip olmadığı zira bir günlük petrol ihracının 450 milyon dolar olduğu ifade edilmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri’nde 60 yıldan beri petrol var olduğu ve petrolün parasının tek bir aileye gittiği söylenmektedir. Bu şekilde ülkenin doğal kaynaklarının heba edildiği eleştirileri yapılmaktadır. Bu tür eleştirilerin yapılmasının suç olarak kabul edildiği, şiddetle cezalandırılacağı korkusu halkta yaygındır.
İşkence altındayken tutuklulara devamlı olarak “neden hilafeti tesis meselesini gündeme getirdikleri” sorusu sorulduğu, sanıkların bu soruya cevabı ise kendilerinin böyle bir amacı gerçekleştirecek ne güce ne de imkâna sahip olmadıkları şeklinde olduğu beyan edilmiştir.

•    GÖZALTINA ALINMADA HAK İHLALLERİ

Bu davada yargılanmak üzere gözaltına alınanların tamamı her hangi bir suç işlemesi veya yasadışı bir olay üzerine değil, güvenlik güçlerinin planına göre gözaltına alınmışlardır. Her hangi bir zanlının gözaltına alınması hususunda ne savcılık ne de Mahkemenin kararının bulunmadığı ifade edilmektedir. Bu husus gözaltına almaların olabildiğince keyfi olarak uygulandığını göstermektedir.
Mezkûr davada gözaltına alınıp tutuklanan zanlıların her birisinde hem gözaltı esnasında ve sonrasında hem de tutukluluk süresince birçok insan hakkı ihlali yapıldığı sanık yakınları ve avukatları tarafından ifade edilmiştir. Gözaltına alınıp tutuklananların bulunduğu hapishanenin yeri tutuklular ve yakınları tarafından hiçbir zaman öğrenilememiştir. Tutuklularla görüşme gözaltılardan 8-10 ay sonra ve ancak savcının odasında ve resmi görevliler nezaretinde gerçekleştirilebilmiştir. Tutukluların sağlık durumu hakkında kimse ayrıntılı bilgiye sahip değildir. Yapılması zorunlu ve yapıldığı bilinen tıbbi müdahaleler vardır. Fakat bunlara ilişkin herhangi bir kayıt ve raporun bulunmaması endişelere yol açmaktadır.
Sanık avukatlarının ve yakınlarının beyanlarına göre gözaltına alınıp tutuklanan kişilerin tamamı ya resmi bir kurumda görevli ya da serbest olarak ülke içinde hayatını sürdürmekte iken gözaltına alınmışlardır. Sanıkların tamamına yakını toplumca bilinen kişilerdir.
Mısır’da meydana gelen yönetim değişikliğinden sonra muhaliflere baskı ve tacizlerin arttığı ifade edilmiştir. Tutuklu yakınlarının beyanlarına göre; bu tacizler zamanla muhaliflerin ailelerine de yönelmiştir. Tutuklu sanıklardan Abdurrahman Habibi ve ailesi bunlardan birisidir. Abdurrahman Habibi, 54 yaşındadır. Kendisi ve ailesinin taciz edilmesi, gözaltına alınmasından aylar önce başlamıştır.  Ailecek yurt dışına giriş çıkışlarda özellikle oğlunun yurt dışına giriş çıkışlarında zorluk çıkarılmaya başlanmıştır. Kamu kurumlarında iş verilmemiş, öğrenim görmesi engellenmiştir. Eşi ve annesi ile birlikte umreye gitmek üzere havalimanına gittiklerinde havalimanında sabah 07.30 da gözaltına alınmış, havalimanı polis merkezinde saat 12.00’ ye kadar bekletilmiştir. Daha sonra gözaltına alındığı bildirilmiş,  gözaltına alınmaya dair bir karar olup olmadığı sorulmuş, ancak böyle bir kararın olmadığı kendisine bildirilmiştir.
Diğer bir tutuklu Salih Zafiri 54 yaşındadır. Okul müdürü, aynı zamanda Re’sül Hayme Kuran-ı Kerim müessesesinin de kurucusudur. Cuma günleri camide vaaz verip Cuma Hutbesi okumaktadır. Gözaltı süreci yurt dışına çıkma isteğinin engellenmesi ile başlamıştır. Daha önceden çocuklarının resmi görev almaları engellenmiştir. Mart 2012’de evinden gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınma sebebinin; “gözaltına alınan bazı zanlıların her hangi bir mahkeme kararı ve mahkûmiyet olmaksızın vatandaşlık hakları ellerinden alınmasına eleştiri getirmesi ve bunun insan haklarına aykırı olduğunu ifade etmesi ” olduğu düşünülmektedir. Resmi olarak ileri sürülen gerekçe ise “dini siyasete alet etmek, vatandaşlar arasına dini görevlerini kullanarak fitne sokmak” şeklindedir. Üç hafta gözaltında kaldıktan sonra emirin emri ile serbest bırakılmıştır. 3 ay sonra 29.04.2012 tarihinde  “sabah namazı sonrası Ra’sul Hayme Emirinin evinden tekrar gözaltına alınmıştır. 29 Nisandan 9 Eylül 2012’ye kadar Re’sül Hayme Emirin sarayında bir odada göz hapsinde tutularak zorunlu ikamete tabi tutulmuş, 9 Eylül 2012 günü saraydaki oda hapsinden alınarak Abu Dabi ye götürülmüştür. Bu sanığın çok tanınan bir kişi olması ve Re’sül Hayme emirinin akrabası olması nedeniyle gözaltı ve tutuklama sürecinde nispeten daha az hak ihlaline uğradığı kanaati vardır.
Bir başka tutuklu Sultan Kayd Elkasımi;  55 yaşındadır. İttihat ismiyle 1999 yılında kurulmuş özel üniversitenin kurucusudur. Re’sül Hayme’de Bakanlıklarda Genel Müdürlük görevinde bulunmuştur. Eğitim siyaseti ve ulusal kalkınma konusunda doktora sahibidir. Ülke genelinde 4 şubesi bulunan Islaha Davet Cemiyetinin Rasül Hayme’de bulunan şubesinin başkanıdır. 20 Nisan 2012 günü akşam vakti sivil silahlı kişilerin evini basmaları üzerine gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınma esnasında her hangi bir gerekçe bildirilmediği gibi, gözaltına alındığını tespit edecek bir tutanak da tutulmamıştır.
Tutuklu Muhammed Aruk, avukat ve profesör titrine sahip olup Baro Başkanı ve Birleşik Arap Emirlikleri Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini yapmakta iken gözaltına alınmıştır. 2011 Parlamento seçimleri öncesi yayımlanan ve  “herkese seçme ve seçilme hakkı verilmesi, parlamentonun danışma kurulu olmaktan çıkarılıp etkin hale gelmesini” talep eden deklarasyona imza atan aydın kişilerden birisidir. Hususiyle bu konunun Emniyet güçlerinin emrinde hareket eden basın tarafından aleyhine kullanıldığı düşüncesi hâkimdir. Zira tutuklamalar basın tarafından yapılan aleyhe yayınlardan sonra başlamıştır.
Başlangıçta 64 kişinin tutuklu olduğu davada 30 kişi tutuksuz yargılanmaktadır. Yargılanan sanıkların 10’nu bayandır. Hakkında dava açılan bazı sanıkların firari olduğu söylenmektedir.
Uygulamada gözaltı süresi konusunda bir sınır bulunmadığı, Emniyet görevlilerinin gözaltı kararını kendileri verdikleri ve istedikleri kadar uzatabildikleri ifade edilmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri yasalarına göre gözaltı uzatma kararlarının 30 günlük inceleme periyoduna göre alınması gerekmesine karşın kolluk görevlileri bu dava sanıklarına mahsus olmak üzere 34-35 günde karar aldıkları beyan edilmiştir. Davanın tutuklularından bazılarının tutukluluk incelemesinde dosya olmadığı ve incelenmediği halde tutukluluk halinin devamına karar verildiği söylenmektedir. Tutuklama kararı ile ilgili itirazlar hiçbir şekilde dikkate alınmamaktadır.
Birleşik Arap Emirlikleri yasalarında öngörülen azami gözaltı sürelerine riayet edilmeyerek yasa hükümlerinin ihlal edildiği beyan edilmiştir. Yasada belirtilen sürelerin evrensel ilkelere açıkça aykırı olmasına rağmen sanıklara bu kural dahi uygulanmamıştır. Bir kısım sanıklar, 16 Temmuz 2012’den 23 Aralık 2012 tarihine kadar yani yaklaşık 165 gün hiçbir karar olmaksızın gözaltında tutulduğunu iddia etmektedirler.
Ne ile suçlandıklarını bilmeyen ve 5 aydan fazla bir süre mahkeme kararı olmaksızın gözaltında tutulan bazı sanıklar, savcılık kararı ile bu davaya dâhil edildiklerini düşünmektedirler.
Bazı zanlılara, yetkili ve görevli bir subayın, ülkeyi terk etmek için hazırlanan belgeyi imzalamaları ve ülkeyi terk etmeleri aksi halde tutuklanacakları konusunda ihtarda bulunduğu ve kendilerine 15 günlük süre verildiği bu kişilerin teklifi kabul etmeyip yurt dışına çıkmamaları üzerine tutuklandıkları ifade edilmiştir. Bu durum sanıklar hakkında gerçek ve ciddi bir suçlama olmadığını düşündürmektedir.
Bir yargı mensubu hâkim olarak görev yapan, Muhammed Deva el Aduli; mahkeme salonunda görev yaparken emniyet kuvvetlerince gözaltına alınmış, mahkeme kararı olmaksızın 5 ay gözaltında tutulmuştur.
Aynı şekilde tutuklulardan Ahmet Yusuf Ebu Atabe Elzehebiye de hâkim olarak görev yapan bir yargı mensubudur.
Birleşik Arap Emirlikleri yasalarına göre ayda bir tutukluluk incelemesi yapılması gerekirken buna riayet edilmediği, mahkemeye getirilen tutuklularla ancak hâkimin yanında görüşülebildiği baş başa görüşme yaptırılmadığı belirtilmiştir.
Birçok tutuklunun evlerine gizli dinleme cihazı yerleştirildiği ortaya çıkmıştır. Tutuklu yakınlarından birisi evlerinde ele geçirdiği dinleme cihazını bizzat heyetimize göstermiştir.
Bazı tutuklulardan işkence, insanlık dışı muamele altında ifade alındığı ve kendilerine yöneltilen tüm suçlamaları kabul ettiklerine dair belgeler imzalatıldığı ifade edilmiştir.

•    SANIKLAR ve GÖZALTINA ALINDIKLARI TARİHLER

Alınan bilgilere göre sanıkların isimleri ve gözaltına alınma tarihleri aşağıdaki şekildedir;

Sıra No:
İsim

Gözaltı Tarihi
1
İbrahim İsmail İbrahim Muhammet İlyas
16.07.2012
2
Salim Hamdun El Şahi
17.07.2012
3
Umran Ali Hasen El Rıdvan
16.06.2012
4
Mahmut Hasen Mahmut Ahmedil ElHusni
16.07.2012
5
Isa Mazud Abdullah Esseri
17.07.2012
6
Raşit Umran Eşşamsi
16.07.2012
7
Tarik İbrahim Abdurrahim Elkasım
17.07.2012
8
İsa Halife Ahmet Essuveydi
19.07.2012
9
Cuma Saıd Cuma bin derviş elfelasi
19.07.2012
10
Hamid Hasen Rakıt El Ali
25.07.2012
11
Tarık Hasen Abdullah Elgatani
25.07.2012
12
Abdurrahim Muhammet Abdurrahim Ezzeruni
25.07.2012
13
Abdüsselam Derviş Elmerzuki
24.07.2012
14
Adnan Abdülkerim Muhammet Celfar
24.07.2012
15
Muhammet Abdullah Muhammet Abdaninakbi
24.07.2012
16
Misbah Derviş Cuma Erremişi
24.07.2012
17
Necip Ahmet Abdullah Emiri
30.07.2012
18
Abdullah Abdülkadir Elhaciri
16.07.2012
19
Raşit Muhammet Abdullah Erruknü
16.07.2012
20
Hasen Münif Elcabiri
26.03.2012
21
Muhammet Ali Salih Elmensuri
16.07.2012
22
Muhammet Abdullah Muhammet Errukn
17.07.2012
23
Halit Muhammet Abdullah Eşşeybe
16.07.2012
24
Sultan Bin Kaydül Kasimi
20.04.2012
25
Halife Hilal Said Enneımıi
17.07.2012
26
Fuad Muhammet Abdullah Elhamidi
31.07.2012
27
Tarık İbrahim Abdürrahim El Kasımi
19.07.2012
28
Bedir Abdurrahman Abdullah Huseyn
31.07.2012
29
Sait NasırSaid Osman Elvahidi.
25.07.2012
30
Abdullah Seyfi Muhammed Seyfi ElatruZınhani
30.07.2012
31
Ali Hamid Ali RaşidiEnneımi
31.07.2012
32
Halit Muhammet Yusuf Elyumahi
30.07.2012
33
Umran Ali Hasen errıdvan
16.06.2012
34
Mahmut Hasen Mahmut Ahmedil El Husni
16.07.2012
35
Abdullah Nasip Keramet Elcabiri
27.08.2012
36
Necip Ahmet Abdullah Emiri
30.07.2012
37
Cemal Uz Yelsem Eşşerki
28.08.2012
38
Ahmet Uz yelsim Eşşerki
28.08.2012
39
Muhammet Abdurrazzak Essadıkı
26.03.2012
40
Ahmet Gaysü essuveydi
26.03.2012
41
Ahmet Yusuf Atabeti Ezzeabi
26.03.2012
42
Salih Muhammet Salih Ezafiri
29.04.2012
43
Ali Husey Elhmmadi
26.03.2012
44
Şahin Abdullah Husni
26.03.2012
45
Hasen Münif Elcabiri
26.03.2012
46
Huseyin Münif Elcabiri
26.03.2012
47
Abdülazizi Harib El Muhiri
28.08.2012
48
Raşit Hılfan Abit Bin Sebt Ali
28.08.2012
49
Hasan Ali Abdullah Elneccar Elhammadi
16.07.2012
50
Abdurrahman Ahmet Elhadidi
16.07.2012
51
Ahmet Seyfi Elmatarı
31.07.2012
52
Seyfü Muhammet Elacleti Ili Ali
24.07.2012
53
Ahmet Sakar Muhammet Abdüssüveydi
30.07.2012
54
İbrahim Elmerzuki
26.03.2012
55
Muhammet Seyfül Matari

56
Seyfü Muhammet SeyfiElatrElzinhani
30.07.2012
57
Halit Muhammet Yusuf Elyumahi
30.07.2012
58
Hasen Muhammet Hasen Ahmet El Hammadi
30.07.2012

Raporun hazırlanması sürecinde tutuklu sayısının sürekli arttığı haberleri alınmıştır.

•    ZANLILARA İŞKENCE YAPILDIĞI İDDİASI

Tutuklu zanlıların tamamı,  gözaltında iken işkence yapıldığını iddia etmektedirler. Kaba dayak, hakaret ve onur kırıcı davranışların gözaltı ve tutukluluk sürecinde devam ettiği beyan edilmektedir.
Tutuklulardan Ahmet Yusuf Ebu Atabe Elzehebi de hâkim olarak görev yapan bir yargı mensubudur. Böyle olduğu halde kendisine çok işkence yapıldığı, tırnaklarına klip takılarak bekletildiği, ayaklarını oynattığı zaman tırnakları sökülme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldığı, tırnaklarında o zaman meydana gelen kanamaların hala devam ettiği söylenmektedir.
Tutuklu Abdurrahman Hatibi ise doktordur. 16.07.2012 de gözaltına alınmış, 19.07.2012 tarihinde kalp krizi geçirmiş, kimliği gizlenip başka bir isimle hastaneye yatırılarak ameliyat edilmiştir. Bu ameliyatta ailesine haber verilmemiştir. Ameliyatı için ne kendisinden ne de ailesinden muvafakat alınmamıştır. Ameliyat sonrası devam edecek tedavisi hakkında her hangi bir bilgi de verilmemiştir.
Tutuklulardan Fuat Hammadi psikolojik baskılar sonucu mide kanaması geçirmiştir. Hâkime hücrenin ışığının çok kuvvetli yandığını, bu ışık nedeniyle uyuyamadığını belirtmesine rağmen çözüm getirilmemiş, bu kişide ailesine haber verilmeden hastaneye kaldırılmış ve mide kanaması nedeniyle ameliyat edilmiştir.
Tutuklu sanık Muhammet Musabbih El Rumeydi; sorguda iken emniyette sürekli küfür ve hakarete maruz kaldığını beyan etmiştir. Emniyet görevlilerince “Siz Hasan el Benna’nın evlatlarısınız, siz vatandaş olamazsınız”  denilerek sürekli hakarete maruz kaldığı belirtilmiştir.
Zanlı Halife Hilal El-Rusaymi’nin; “suçlamayı kabul etmezsen ırzına geçeriz” diye tehdit edildiği belirtilmiştir.
Tutuklu Dr. İbrahim İsmail el Yasin; birçok hakarete uğramış, “eşini çırılçıplak soyarak birçok şey yaparız” diye tehdit edildiği ifade edilmiştir.
İnsanlık dışı bu uygulamaların sanık avukatlarına bildirildiği bu hususlara ilişkin 20 den fazla dilekçe verildiği ancak hiçbir sonuç alınamadığı ifade edilmiştir.
Tutuklu Hamiş El Sami; bel fıtığı rahatsızlığı olan bir kişi olup bu rahatsızlığı nedeniyle yürüyemediği, gözaltına alınmasından itibaren bel fıtığı rahatsızlığı için kullanması gereken ilaçlarının kullandırılmadığı, rahatsızlığının artması nedeniyle yürüyemediği söylenmektedir.
Tutukluların 2×3 m2 ebadında bir hücrede tutulduğu bildirilmiştir. Hücrelerde banyo, tuvalet ve el yıkama yeri bulunmadığı, tutuklulara yatak, sandalye verilmediği, sadece bir yastık ve bir yer döşeği verildiği, çoğunluğu fiziki imkânsızlık nedeniyle ibadetlerini yapamadıkları ifade edilmektedir.
Yerde yatma nedeniyle birçok tutukluda mafsal ağrılarının oluştuğu bildirilmiştir. Hücreler, klimalarla buz gibi soğutulduğu için hücrede yatanların kemik hastalıklarına maruz kaldığı beyan edilmiştir. Bu hücrelerin insanların yaşamasına elverişli olmaması nedeniyle hücrede kalanların yüzlerinin sararmaya, gözlerinin etrafında mor daireler oluşmaya başladığı bildirilmektedir. Tutuklulardan birisinin gözaltında yaşadığı mezkûr şartlar nedeniyle 35 kilo kaybettiği, bu kilo kaybı nedeniyle hayati tehlike yaşadığı bildirilmiştir.
Tutuklular hücrede iken sürekli başkalarının ağlama seslerini duyduklarını belirtmişlerdir.  Bu seslerde  “beni kurtarın diyen feryat sesi” geldiği bu seslerin birçoğunun tutukluların sesi olduğu, tanınan kişilerin sesi olduğundan anlaşıldığı beyan edilmiştir.
Tutuklularda korku ve endişe oluşturmak için “kadın doğum bağırtısı” sesleri dinletildiği, bunun sürekli yapıldığı ifade edilmektedir.

Tutuklulara kalem, kitap, telefon, televizyon yasak edilmiş olup, emniyet güçleriyle işbirliği yapılması halinde bu imkânların temin edileceği teklif edilmiştir.  Özellikle de tutuklulara, ifadelerinde “Müslüman kardeşler örgütünün üyesiyiz derseniz daha fazla imkân sunarız” şeklinde teklif de yapıldığı belirtilmiştir.
Yapılan işkence ve kötü muamele nedeniyle tutuklu Sultan Kays Elkasimi’nin yüz şeklinin değiştiği bu nedenle tutuklunun, yakınları üzülmesinler diye onlarla görüşme yapmak istemediği beyan edilmiştir. Bu tutuklunun halen kilo kaybı sonucu aşırı derecede zayıfladığı hayatının tehlikede olduğu beyan edilmiştir.
Tutukluların aile fertleri ile görüşme esnasında ışık görmeden, gözleri bağlı olarak dar bir hücrede tutulduklarını, kaldıkları hücreleri “kabirden birazcık geniş bir yer” şeklinde tarif ettikleri beyan edilmiştir.
İşkence yapılmadığı zamanlarda bile sanıkların insanlık dışı muameleye tabi tutuldukları ifade edilmektedir.
Tutukluların kaldığı 2×3 m2 ebadındaki hücrelerde ileri derecede rahatsız edici bir şekilde, yüksek oranda ışık veren elektrik lambaları kullanıldığı ifade edilmektedir. Hücrelerde pencere ve cam, tuvalet bulunmamaktadır. Bu nedenle insani ihtiyaçlarını gidermek isteyen tutukluların gardiyanı çağırdığı, ihtiyacını söylediği, gardiyanın tutuklunun değil kendisinin istediği zaman tutukluyu tuvalete götürdüğü beyan edilmektedir.  Gardiyanların uzun süre gelmeyerek ihtiyacı olan tutuklulara bu şekilde işkence yaptıkları beyan edilmektedir. Tutuklular tuvalete götürülürken elbiselerinin çıkartıldığı, peştemal denilen örtü ile tuvalete götürüldükleri, bu halde iken bile el ve ayaklarının bağlandığı 2-3 dakikayı geçmeden tuvaletten çıkması ihtar edildiği beyan edilmiştir.
Tutuklu Raşit Aruk’a üç hafta süresince 4-6 saat boyunca işkence yapıldığı, son halini görenlerin maruz kaldığı işkence sebebiyle yüz üstü yatar vaziyette olduğu beyan edilmiştir.
Tutuklulardan Raşit Aruk, gözaltına alınmasından itibaren 5,5 ay süre ile kendisinden haber alınamamış ve nerede olduğu tespit edilememiştir. 5,5 ay sonra gözaltında olduğu öğrenilmiş, o tarihten üç hafta sonra ailesine iki dakikalığına telefon ettirilerek gözaltında bulunduğu söylettirilmiştir. Avukatı aracılığı ile bulunduğu yerin bildirilmesi için 3 ayrı makama dilekçe verilmiştir. Bu dilekçeler ile yapılan talep reddedilmiştir. Bu talebin yinelenmemesi için avukatı ve ailesinin tehdit edildiği ifade edilmiştir.
Tutukluların hangi cezaevinde olduğunu soran tutuklu yakınlarına, ailelerine ve avukatlarına “nerede olduklarını bilemezsiniz ve bilmeye hakkınız yok” diye cevap verilmiştir. Tutuklular adına muhtelif hususlarda bilgi edinmek ve sanıkların korunmasına yönelik 7000 sayfaya yakın dilekçe verilmesine karşın bir tek cevap verilmediği belirtilmiştir.
Bazı tutukluların, gözaltında ve tutukluluk esnasında çırıl çıplak soyulmak suretiyle aşağılandığı ve rencide edildikleri, onurlarının kırıldığı, hücrede 24 saat boyunca anormal derecede güçlü bir ışığa maruz bırakıldıkları, uyku uyuyamadıkları, bunun sonucu tutukluların gözlerinde anormal değişiklikler görüldüğü belirtilmiştir. Tutuklulardan Fuad Al Hammady’nin hücrede sürekli verilen yüksek ve güçlü ışık nedeniyle göz renginin değiştiği, daha önce yeşil olan gözlerinin tutukluluk sonrasında gri renge dönüştüğü belirtilmiştir.
Tutuklu Fuad Al Hammady bahsedilen olumsuz hücre şartları nedeniyle mide kanaması geçirmiş, bunun sonucu midesinden ameliyat olmuştur. Aynı şekilde birçok tutuklunun kalp ameliyatı dâhil önemli tıbbi operasyonlar geçirdikleri beyan edilmiştir.
Baskılar sonucu kalp krizi geçiren bir tutuklunun rızası alınmadan ameliyat edildiği ifade edilmiştir. Daha önceden hiçbir rahatsızlığı olmayan bu tutuklunun kalp ameliyatı yapılması ailesince şüpheli bulunmuştur. Ameliyat sonrası doktorlarca kullanması için verilen ilacın tutukluya gözü bağlı olarak içirildiği, tutuklunun ne tür bir ilaç içtiğini bilmediği belirtilmiştir.
Tutukluların hepsi hakkında 11.04.2013 tarihli duruşmada normal cezaevine nakledilmelerine karar verilmiştir. Bütün tutuklular gözaltına alındıktan 11.04.2013 tarihine kadar hücrede kalmışlardır. Bu süre içinde yukarıda ifade edilen hakaret, baskı ve işkenceye maruz kaldıkları ifade edilmiştir.
Tutuklu sanık Ahmed Gaith duruşmada: 4 ay boyunca bilinen bütün işkence metotlarının üzerinde uygulandığını, işkence altında düzeni ve hükümeti değiştirmek istediklerine ilişkin bir ifade imzalatıldığını, diğer sanıkların ise işkence altında alınan bu ifadeye dayanılarak gözaltına alınıp tutuklandığını beyan etmiştir.
Sanık Ahmed Gaith mahkemeye, kendisinin ve arkadaşlarının masum olduğunu, ifadenin işkence altındayken alındığını söyleyerek, kendisinin ve ailesinin hayatının tehlike altında olduğunu belirterek mahkemeden koruma talep etmiştir.
Tutukluların işkenceye maruz kaldığına dair birçok şikâyette bulunulduğu ancak bunların sonuçsuz kaldığı, dolayısıyla iç hukukta bu konuda yapılabilecek hiç bir şeyin olmadığı ifade edilmiştir. İç hukuk açısından sanıkların kendilerini haklı ve çaresiz hissettikleri ifade edilmiştir.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin de imzaladığı işkenceye karşı uluslararası sözleşmeye göre bir zanlının 15 günden fazla tek başına hücrede tutulmaması gerektiği halde sanıklar aylarca tek başına hücrede tutulmuş ve yukarıda ifade edildiği gibi vücut şekillerinin değiştiği yakınlarınca beyan edilmiştir.
İnternet ortamında ve özellikle twitter gibi sosyal medya ortamlarında sanıkların aile fertlerinin aşağılandığı, küfürler edildiği, itibarsızlaştırılıp vatan haini ilan edilerek hedef gösterildikleri beyan edilmiştir.

•    ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

•    MASUMİYET KARİNESİNİN İHLALİ

Tutuklananların vatan haini oldukları emniyet güçlerince sürekli vurgulanmıştır. Emniyet Müdürü ve Bakanların hepsi tutuklular hakkında sürekli “bunlar işbirlikçi hainler” dedikleri bildirilmiştir. Yargıyı etkilemeye yönelik bu açıklamaları yapanlar hakkındaki suç duyuruları reddedilmiştir. Aynı şekilde suç konusu yayınların tedbiren durdurulması talepleri de reddedilmiştir.

Yapılan görüşmelerde 2007-2012 yılları arasında resmi görevliler, özellikle de güvenlik görevlileri, bizatihi kendileri veya bazı gruplar aracılığı ile başta Mısır olmak üzere çeşitli ülkelerde kurulmuş bulunan İhvan-ı Müslimin isimli siyasi parti aleyhinde propaganda yaptıkları ifade edilmiştir. Yapılan propaganda sanıkların bu parti ile irtibatlı gösterilerek vatan haini olarak nitelendirildikleri ifade edilmiştir. Hakaret ve yalan haber yapanlar hakkında şikâyette bulunulmuş olmasına rağmen iki yıl boyunca hiç bir işlem yapılmamıştır. Bu nedenle de bu propagandayı ve hakareti yapanların devlet ile irtibatlı olup devlet yetkililerince korunduğu hakkında yaygın bir kanaat oluşmuştur.

Önceden başlatılan bu karalama ve küçük düşürme kampanyası devam ederken 16.07.2012 tarihinde tutuklamalar başlamıştır. Bu tutuklamalarda toplumun gelişmesi için çalışma yapan ve gayret gösteren kişiler olduğu düşünülen ıslaha davet cemiyeti mensuplarının birçoğu gözaltına alınmıştır.

Tutuklu sanıklardan Ahmet Mansur’un yönettiği internet sitesinde Irak başta olmak üzere bazı Ortadoğu ülkelerinde faaliyet gösteren Amerikan özel güvenlik şirketi olan “blak water” aleyhine yayın yapılması üzerine haber sitesinin kapatıldığı, siteyi yöneten Ahmet Mansur’un tutuklandığı, ayrıca bu sitede yazı yazan 7 kişinin pasaport dairesine çağrılarak “vatandaşlıklarının alındığı” bildirilmiştir. Yapılan yayınların tamamı düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında kalan düşünce açıklamasından ibarettir. İfade özgürlüğü kapsamındaki bu düşünce açıklaması nedeniyle vatandaşlıkları iptal edilen bu 7 kişinin tamamı profesör ve üniversite hocası titrini taşıyan aydın kişilerdir.
Vatandaşlıktan çıkarma prosedürü Emirin onayı ve resmi gazetede yayımlanarak uygulanmakta iken bu tutuklulara ait uygulamada buna riayet edilmemektedir. Bazı tutuklular vatandaşlığıyla ilgili hukuka aykırı kararlara karşı dava açmış ise de bu davalar reddedilmiştir.

Islaha Davet Cemiyeti mensubu tüm gençlerin Emniyet birimlerine çağrılarak zorla bir belge imzalatıldığı, bu belgede “Islaha Davet Cemiyeti mensuplarının Müslüman kardeşler hareketi ile ilgili oldukları için biz onlardan değiliz” şeklinde yazıların bulunduğu ifade edilmiştir.

•    HÂKİMLERİN KONUMLARI GEREĞİ TARAFSIZ OLAMAYACAKLARI İDDİASI

Tutuklama kararları Felahal El Haciri isimli hâkim tarafından yapıldığı, tutuklama taleplerinin ulaştırıldığı başka hâkimlerin tutuklama kararı vermedikleri için bu hâkimin özel olarak görevlendirildiği inancı yaygın olarak ifade edilmektedir.

Yargılamanın açık, şeffaf görülmesi halinde tüm sanıkların beraat edeceklerine dair yaygın bir kanaat mevcuttur. Ancak yargılamanın sıkı şartlar altında ve şeffaf olmayan bir şekilde sürdürülmektedir. Yargılamanın şeffaf ve açık yapılmadığı heyetimize birçok kişi tarafından beyan edilmiş ayrıca heyetimiz, yargılamanın gizli ve olağanüstü şartlarda yapıldığını bizzat gözlemlemiştir.
Federal Yüksek Güvenlik Mahkemesi’ne hâkim ataması, emirliğin 7 kişiden oluşan “Yüksek Meclis’inin” onayı ile gerçekleşmektedir. Hâkimlerin % 60-65 oranındaki kısmı Mısır, Cezayir, Sudan ve Mağrip ülkesi vatandaşlarından oluşmaktadır. Diğer % 35-40 oranındaki kısmı ise Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşlarından oluşmaktadır.

Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşı olmayan hâkimlerin tamamı 3 yıllık ikamet süreyle ülkede kalabilmektedir. Hakimlerin ikamet izinleri emniyet tarafından verilmektedir. Dışarıdan gelen hâkimlere % 30 daha düşük ücret ödenmektedir. Yaygın kanaat; yabancı ülke vatandaşı hâkimlerin görevlerinin Birleşik Arap Emirlikleri emniyetinin etkisi altında kaldığı şeklindedir.  Bu nedenle tarafsız ve bağımsız hareket etme ve karar vermelerinin söz konusu olmadığı düşünülmektedir.

•    SANIKLARIN SAVUNMA HAKKININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Sanıkların güvendikleri ve savunmaları için görev verecekleri avukatların güvenlik güçlerinin baskısı nedeniyle davaları almadıkları ifade edilmektedir. Bazı sanıklardan vekâlet almak isteyen üç avukatın emniyetin baskısı sonucu müdafi olmaktan vazgeçtikleri beyan edilmektedir. Bu baskılar nedeniyle 94 sanıklı davada 75 kişinin 1 avukatı, diğer bazı sanıkların da 1 avukatının bulunduğu beyan edilmektedir. Hükümet tarafından görevlendirilen avukatlara sanıkların güvenmedikleri de beyan edilmektedir.

Sanıklardan Musabbih Elrumeyti, avukatı olmadan ifade vermeyeceğini belirterek avukat talebinde bulunmuştur. Sanığın ısrarlı talebi üzerine çağrılan avukatın emniyet birimlerince hiçbir şeye karışmaması yönünde uyarılarak ihtar ve tehdit edildiği bildirilmiştir.

Kuveyt’ten gelen bir avukatın sanık El-Rahmani ile görüştükten sonra emniyet birimlerince sorguya çekilerek sanıkla ne görüştüğünün sorulduğu ifade edilmiştir.

Sanıklardan Abdurrahman Habibinin ailesinin söyledikleri de sanıkların davalarını almak isteyen avukatlara yapılan baskıları doğrulamaktadır. Zira Abdurrahman Habibi’nin ailesi davayı takip ettirmek için birçok avukatla görüştüklerini, önce davayı kabul eden birçok avukatın baskılar sonucu vekâleti almaktan vazgeçtiğini belirtmektedir.

Islaha Davet Cemiyeti mensubu sanıklarından önce gözaltına alınan ve yargılamaları yapılan kişilerin davasında sanık vekili olarak görev yapan Prof. Dr. Muhammed Aruk, müvekkillerinin vatandaşlıklarının ellerinden alınmasının hukuka aykırı olduğu savunmasını yaparken kendisi de Islaha Davet Cemiyeti davasından gözaltına alınarak vatandaşlığı askıya alınmıştır.

Tutuklu sanık Muhammed El Salih El Mansuri’nin vekâletini alıp savunmasını üstlenmek isteyen avukatların korku ve endişeler nedeniyle bu görevi üstlenmedikleri de ifade edilmektedir.
Gözaltılardan itibaren her hangi bir şekilde dosyayı inceletmeyen Başsavcılık 17 Ocak 2013 günü soruşturma sonucu 94 kişinin mahkemeye sevk edildiğini açıklamış, 28 Ocak 2013 günü Mahkemeye başvuran zanlı yakını ve avukatların dosya inceleme isteği “dosyanın henüz gelmediği” gerekçesiyle reddedilmiştir. Sanıklar ve avukatları dosyaya ulaşamamış ve savunma haklarını kullanamamışlardır. Savunma hakkı bu şekilde ciddi anlamda kısıtlanmış ve ihlal edilmiştir.
28 Ocak 2013 tarihinde BM komisyonunca bilgi istenmesi üzerine, davanın muhakeme aşamasında olduğu bildirilmiş, 29 Ocak 2013 günü dosyaların mahkemece teslim alındığı söylenmiştir.

Duruşmaya son iki gün kala yedi kişi daha tutuklanmıştır. Bu durum haklı-haksız insanların gözaltına alındığı, tutuklandığı, konuldukları ceza evinin belli olmadığı, tutuklanan kişilerin akıbetlerinin bilinmediği şeklinde bir endişeye sebep olduğu görülmüştür.

Sanık yakınlarından duruşmaya izleyici olarak katılabilmeleri için birçok belge talep edilmiştir. Duruşmayı izlemek için gerekli olduğu bildirilen belgeler konusunda sanık yakınları doğru bilgilendirilmediği için birçoğu bu belgeleri hazırlayamamış, bunun için duruşmayı izleyememişlerdir. Yine duruşmaya katılmak isteyen sanık yakınlarına, özel araçlarıyla Adalet Bakanlığı önündeki park yerine kadar gelebilecekleri, bu araçların plaka numaraları ve markalarının önceden bildirilmesi gerektiği ve duruşmayı izleyecek sanık yakınlarının park yerinden resmi araçlarla alınıp duruşmanın yapılacağı yere götürüleceği bildirilmiştir. Ayrıca sanık yakınlarına, resmi araç önleminin “Baltacılar” olarak bilinen emniyetin sivil uzantılarının provokatör eylemlerinden korkulduğu için alındığı bildirilmiştir. Bütün bu durumların duruşmaların açık ve şeffaf olması gibi en temel muhakeme kuralları ihlal ettiği görülmüştür.
Sanıklar hakkında elde edilen birçok ses kaydının hukuka aykırı yollardan elde edildiği bildirilmiştir.
Yetmiş beş sanığın müdafisi olan avukat, müvekkillerinden yalnızca kırk beş tanesiyle görüştürüldüğünü, yaklaşık 20 müvekkili ile hiç görüştürülmediğini belirtmiştir. Dolayısıyla Avukatlar, savunma görevlerini tam olarak yerine getiremediklerini ifade etmektedirler.
İlk duruşmada 75 sanığın vekâletini üstlenen avukat, duruşmaya katılmak üzere saat 09.00’da mahkemeye gelmiş,  savunma için yanında bulunan gerekli dokümanlar dâhil, hiç bir materyalin salona götürülmesine izin verilmediğini belirtmiştir. Savunma gereçleri olan dokümanların ancak bir buçuk saat sonra hâkim izni ile salona alınmasına izin verilmiştir. Bu şartlar altında avukatın savunma görevini yapabildiğinden bahsetmek mümkün değildir.

•    MÜDAFİDEN YARARLANMA HAKKININ KISITLANMASI

Tutukluların tamamının gözaltına alındıktan sonra iddianame hazırlanıp dava açıldığı tarihe kadar hiç bir avukat ile görüştürülmedikleri beyan edilmiştir. Gözaltına alınanlar hakkında uzun süre ailelerine ve avukatlarına bilgi verilmemiştir. Tutuklulardan Raşit Aruk 16 Temmuz 2012 tarihinde gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınırken ailesine bilgi verilmediğinden, aile avukatlarınca kendisi hakkında bilgi almak üzere savcılığa dilekçe verilmiş ise de “ne savcılıkta ne de emniyette olmadığı” belirtilmiştir. Ancak tutuklu olduğu 23.12.2012 tarihinde anlaşılabilmiştir.
Yaklaşık 5 ayı aşkın gözaltı süresince bazı sanıklar son 1-2 ay içinde aileleri ve avukatları ile yalnızca 3 defa görüştürülmüştür.
Sanıklar gözaltına alınır alınmaz, hiçbir hukuki yardımdan yararlandırılmaksızın ve yasal hakları kullandırılmaksızın gün boyunca sorguya çekilmişlerdir. Uzun süreli ifade alma sürecinde gözaltına alma sebebi olan Islaha Davet Cemiyeti ile ilgili soru sorulmamış,  soruşturmanın uluslararası kuruluşlara niçin bildirildiği sorulmuştur.
Tutukluların en yaşlısı 64, en genci 18 yaşındadır. Zira sanık Muhammed Zümer 18 yaşındadır.

•    CEZALARIN ŞAHSİLİĞİ PRENSİBİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Tutuklu sanıkların banka hesaplarına tedbir konulduğu gibi, birçok sanık yakınının çocuklarının ve ailesinin hesaplarına da tedbir konulmuştur. Sanıkların maliki olduğu gayrimenkule inşaat izni verilmediği, bina yapımına müsaade edilmediği ifade edilmektedir. Sanıklardan vatandaşlığı alınanların kimlik kartı ve ehliyetlerine de el konulduğu ifade edilmiştir. Ayrıca sanıklar ve ailelerinin sigortalarına da el konulduğu için hastaneye başvurmalarına rağmen tedavi hizmetlerinden yararlandırılmadıkları ifade edilmektedir.

Sanık Abdurrahman Habibi’nin gözaltına alınması üzerine kendisinin,  eşinin ve çocuklarının da banka hesaplarına tedbir konulmuştur. Her hangi bir harcama yapmaları engellendiği için hiçbir ihtiyaçlarını karşılayamamışlardır.

Banka hesabını kullanamayan oğlunun bunun sebebini bankaya sorduğu, “hesabının niçin kullandırılmadığı” sorusuna karşılık banka, merkez bankasına başvurmasını önermiş, Merkez Bankası Başsavcıya havale etmiştir. Başsavcı sanığın aile fertlerinin banka hesabında blokenin olmaması gerektiği, bunun haksız olduğunu söylemesine karşılık herhangi bir değişiklik olmamış, tedbir devam etmiştir. Banka aleyhinde blokenin kaldırılması için açılan davada uzun süre geçmesine rağmen her hangi bir karar verilmemiştir.

Ailenin kullandığı aracın ruhsat süresi bittiği için sürenin uzatılması için yapılan başvuruda, babanın tutukluluğu bahanesiyle süre uzatımı yapılmamış, bu kez ruhsat süresi uzatılmadığı gerekçesiyle de emniyet hususi araca el koymuştur.

Yine iş yeri ruhsatı yenileme başvurusu da aynı nedenle kabul edilmemiş, iş yeri ruhsatı uzatılmadığı için ticari işlerinde birçok problem yaşadıkları belirtilmiştir. Özellikle bankadan çek almak, işyerinde çalıştırılan işçilerin oturumlarının sürdürülmesi gibi muamelelerin yapılamaması nedeniyle iş sahibi olan sanık yakınları bürokratik engellemelerle fiilen çalıştırılamaz hale getirildiği ifade edilmektedir.

Sanıklardan Fuad Al Hammady kızı Noaf Fuad’ın okulda gösterdiği üstün başarı sonucu emirlikten almayı hak kazandığı öğrenim bursu elinden alınmış, aynı şekilde sanıklardan Mohammad Al Sıddık’ın kızı Wafa Mohammad’ın de öğrenim bursu elinden alınmıştır.

Sanıklardan Fuad Al Hammady’nin kızı Noaf Fuad Al Hammady hakkında, bilinmeyen bir hesap tarafından iftira amaçlı bir kısa video hazırlandığı, bu videonun bir internet sitesinde yayınlandığı ancak sonra kaldırıldığı, bu videoda Noaf Fuad’ın   “Mısır’daki Müslüman Kardeşler örgütü ile irtibatının olduğu ve hükümet karşıtı faaliyetlere katıldığı” yönünde asılsız iddiaların ortaya atıldığı, videoda Noaf Fuad’ın hakkında iddia edilenlerle hiç bir alakası olmayan, Birleşik Arap Emirlikleri’ni temsilen Katar’da katıldığı ve üstün başarı elde ettiği bir uluslararası münazarada çekilmiş olan fotoğraflarının kullanıldığı görülmüştür.

Tutuklu sanık Hussain Al Najjar’ın eşinin fizik konusunda denetçi olarak çalıştığı ve bölgede bu konuda doktora seviyesinde uzman olan tek kişi olduğu ifade edilmektedir. Ancak 2002 yılında zorla emekli edildiği, dolayısıyla 11 yıldır çalışamadığı, kendisinin ise Eğitim Bakanlığında çalışmakta iken, isteği dışında bir başka bakanlığa gönderildiği, yeni gönderildiği yerde ise kendisine hiç bir iş yaptırılmadığı, yalnızca maaş verildiği ifade etmiştir.
Duruşma günü yani 04 Mart 2013 günü duruşma için bekledikleri mahkeme yakınındaki otoparkta sanık yakınlarıyla yapılan görüşme esnasında çantalarında üzerinde “we are with you” (sizinle beraberiz) yazılı kokart bulunan İbrahim Al Sıddık ve Muhammad Al Hadidi isimli iki çocuğun gözaltına alındığı tarafımızdan görülmüştür.

Otoparkta bekleyen sanık yakınları, emniyet mensupları tarafından toplu halde beklememeleri, en çok 3 kişinin bir arada durabileceği, üçten fazla kişinin bir arada bulunması durumunda bunun hükümeti protesto anlamına geleceği ve tutuklanacakları yönünde uyarıda bulunulduğu da tarafımızca müşahede edilmiştir.

Birçok sanık yakını, aile fertleri internet ortamında ve özellikle twitter gibi sosyal medya ortamlarında aşağılanmakta, küfürler edilmekte ve vatan haini ilan edilerek hedef gösterildiklerini belirtmektedirler.

•    TUTUKLULUKTA GÖRÜŞME YASAĞI

Tutuklu yakınları aylar boyunca tutukluların hangi cezaevinde tutuldukları, hatta cezaevinde olup olmadığı konusunda bilgi sahibi olmadıkları ve bu süreyi endişe ile geçirdiklerini ifade etmişlerdir.

Tutukluların ise hangi hapishanede kaldıklarını kendileri de bilememektedir. Çünkü tutuklunun da hücre dışına çıkartıldığı her an gözleri göz bağı ile kapatıldığından nereden alınıp nereye götürüldüğü hususlarının bilinemediği ifade edilmiştir.

Gözaltındakilerin aile fertleri ve avukatları ile görüşmeleri, savcının odasına getirilmesi suretiyle gerçekleştirilmektedir. Tutuklularla gerek avukat görüşmesi gerekse aile fertlerinin görüşmeleri sürekli engellenmiştir. Görüşme yaptırıldığı zaman Başsavcının odasında görüşme yaptırılmıştır. Tutukluların nerde bulunduğuna dair Mahkeme Başsavcılığına yapılan başvuruya karşılık, başsavcının bir şey bilmediği belirtilmiştir. Tutuklular bilinmeyen mahalde hücrede tutulduklarından görüşmeler engellenmiş, hücre hapsinin kaldırılmasına dair talepler dikkate alınmamıştır.

Görüşmeye müsaade edildiği tarihten itibaren ise tutuklu ile yakınları ancak 4-5 dakika süreyle görüşebilmiştir. Bu görüşmelerde tutuklular yakınlarına hücrede tutulduğunu ve diğer tutukluları hiç görmediklerini belirtmişlerdir.

Bazı sanıklara “Türkiye’de bulunan evine sık sık neden gidip geldiği” dahi bir suçlama olarak sorulmuştur.

Tutuklu sanık Fuad Al Hammady’nin kızı Noaf Fuad Al Hammady’nin beyanına göre; Fuad Al Hammady’nin uzun süredir (270 gündür) tutuklu olduğu; bu süreç içerisinde kendisiyle yalnızca 3 kez, savcının odasında ve resmi görevliler nezaretinde görüşme yapılabildiği ifade edilmiştir.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Uluslararası İşkenceye Karşı Sözleşmeyi imzaladığı ifade edilmiştir. Sözleşmeyi imzalamasına rağmen sanıklara işkence ve kötü muamele yapılarak sözleşme hükümleri ihlal edildiği sanık yakınları ve avukatları tarafından beyan edilmiştir.

•    SANIK BAYANLARIN DURUMU

Soruşturmada önce erkekler gözaltına alınmış, daha sonra Aralık 2012 ve Ocak 2013 aylarında kadınlara yönelik soruşturmalar başlatılmıştır. Bu soruşturmada Emniyetçe Islaha Davet Cemiyetine üye kadınlar toplanarak pasaport ve kimlikleri alınmıştır. İfadelerin alınmasını müteakip pasaportları alınan bayanlar serbest bırakılmışlardır. Halen davada 13 bayan sanık olarak yargılanmaktadır. Sanık bayanlar kefaletle serbest bırakılmıştır. Ayrıca pasaportları ellerinden alınmış, vatandaşlık haklarının kullanılmasına kısıtlama getirilmiştir.

Normal şartlarda; erkeklerin bile siyasi manevra alanının çok kısıtlı olduğu hatta olmadığı BAE’ de, 13 kadın sanığın, rejim devirmeye teşebbüs suçlamaları ile davaları devam etmektedir.

ÜÇÜNCÜ KISIM

HEYETİMİZİN DURUŞMAYI İZLEME TALEBİ

Sanık yakınlarının talebi üzerine, Uluslararası Hukukçular Birliği Heyeti duruşmayı izlemek için 4 Mart 2013 günü, Adalet Bakanlığı binası önüne gitmiştir. Adalet Bakanlığına ve Mahkemeye duruşmayı izleme talebi bildirilmiştir. Mahkeme başkanının yerinde bulunamadığı tarafımıza bildirilmiştir. Mahkemenin özel kalem müdürüyle yapılan görüşmede duruşmayı izlemek için gerekli tüm evrak kendisine teslim edilmiştir. Özel kalem müdürü talebin mahkeme başkanına iletileceğini ifade etmiştir.

Duruşmayı izlemek üzere Birleşik Arap Emirlikleri’ne giden UHUB heyeti, Adalet Bakan yardımcısı Salem Al-Junaibi ile de görüşmüştür. Salem El Junaibi, duruşmayı izlemek için mahkeme başkanlığına duruşma gününden önce başvuru yapılması gerektiğini bildirmiştir. Duruşmayı izleme talepli başvurumuzun daha önceden yapılmış olduğu kendisine bildirilmiştir. Kendisi de hâkimin izin verdiğine dair herhangi bir bilginin kapıdaki görevlilere iletilmediğinden duruşmaya alınamayacağımızı, ayrıca hâkimin, yargılamanın gizli yapılmasına karar verme yetkisinin bulunduğunu belirtmiştir.

Heyetimiz bu görüşmeleri yaparken, duruşmayı izlemek üzere Birleşik Arap Emirlikleri’ne gelen bir kısım yabancı insan hakları örgütü temsilcisinin ülkeye kabul edilmediği, havaalanından geri döndürülerek kovulduğu haberleri gelmiştir.

SONUÇ; TESPİT VE ÖNERİLER

I-TESPİTLER

•    Soruşturmanın hukuka aykırı yapıldığı, gözaltı ve tutukluluk süresi boyunca sanıklara işkence ve kötü muamele yapıldığı, sanıklara hukuka aykırı olarak hücre cezası verildiği, hangi ceza evinde tutulduklarının belli olmadığı, yakınları ile görüştürülmediği, sanık yakınları ve sanık müdafileri tarafından inandırıcı şekilde beyan edilmiştir.

•    Dava dosyasının sanıklara ve müdafilerine incelettirilmediği hatta gösterilmediği bu şekilde savunma hakkının tamamen ortadan kaldırıldığı kanaati oluşmuştur.

•    Davaya sanık müdafii olarak girecek avukatlara baskı yapıldığı bu yüzden avukatların savunma görevini üstlenmediği bu şekilde de savunma hakkının kısıtlandığı kanaati oluşmuştur.

•    Muhakemenin aleniliği ve şeffaflığının mahkeme ve Adalet Bakanlığınca tamamen ortadan kaldırılarak Adil Yargılanma Hakkının ihlal edildiği heyetimizce alenen müşahede edilmiştir.

•    Sanıkların mensup oldukları Islaha Davet Cemiyetinin şiddet yanlısı olmayan bir sivil toplum kuruluşu olduğu, Yargılanan sanıkların taleplerinin tamamen seçim talebine dayalı demokratik talepler olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

•    Sanıklara isnat edilen suçların düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında son derece masum düşünce açıklamalarından ibaret olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

II-ÖNERİLER

•    Tutukluların derhal serbest bırakılması gerekmektedir.

•    Muhakemenin en baştan açık ve şeffaf bir şekilde yapılması gerekmektedir.

•    Adil Yargılanma Hakkının acilen tesis edilmesi gerekir.

•    Savunmaya ilişkin tüm baskı ve kısıtlamaların acilen ortadan kaldırılması gerekir.

•    Sanık yakınlarına yönelik baskılara derhal son verilmelidir.

[1] Mehmet Semih Gemalmaz Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş 3. Baskı sh. 345-346

CEVAP VER